Latest Entries »


Düşündüm, karar verdim, düşünemiyorum, ŞİMDİ SEN DÜŞÜN..! >>>SuSKuN<<<

http://www.facebook.com/dramatikblog

Reklamlar

Taraf Kimindir? Kimin tarafında?

Taraf Gazetesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi
olan “MİLLİ DEVLET” yapısının çökertilmesi için çıkarılan
“Psikolojik Harp Gazetesidir”.

Tarafı çıkaran Alkım Gazetecilik, 1992’ye kadar küçük bir
yayıneviyken ve batma noktasındayken birdenbire durumu düzeltti.
Alkım Yayınevi’nin borçlarını Fethullah Gülen ve AKP bağlantılı
Albaraka Türk çekleriyle ödemesi yayıncıların dikkatini çekmişti.
O tarihten sonra, birileri, Savaş ve Başar Arslan kardeşlere “yürü…” dedi.
AKP iktidarıyla birlikte ise “kanatlandılar”!
Arslan kardeşler, Brüksel’de büro açıp AB’yle de ilişkiye geçtiler.
Pentagon, Taraf için de düğmeye bastı.Yasemin çongar, Amerika’dan görevli olarak gönderildi.
Burada, ABD İstanbul Başkonsolosluğu kolları sıvadı.
“Vatanı bir kadın memesine satarım” sözüyle meşhur Ahmet Altan, 30 bin YTL maaşla gazetenin kuruluş görevini üstlenmesi için ikna edildi.
Taraf yayına başladıktan sonra ayrılacağını söylemişti, ayrılmadı, genel yayın yönetmeni oldu.

Gazetenin sahibi, Alkım Gazetecilik adına Başar Arslan oldu.
Ahmet Altan’ın belirttiğine göre Başar Arslan yayın çizginse hiç karışmadı, odasını bile Altan’a bırakıp gitti.
Ahmet Altan 10 Kasım 2007 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajda, Taraf gazetesinin ilan gelirlerine dayanacağını söylemişti.

15 Kasım 2007 tarihinde yayına başlayan Taraf’taki ilanlara bakıyoruz,
“Alkım Yayınları” dışında, 2008’e kadar ilk bir ayda “Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği” ağırlıkta.

Kimse Yok mu Derneği 2002 yılında Fethullah’ın Samanyolu Televizyonu bünyesinde “Kimse Yok mu?” programı ile başladı.
AKP iktidarı Kimse Yok mu Derneği benzeri vakıf ve dernekler için gelir vergisi kanununu değiştirdi,
bu derneklere yapılan bağışlar vergiden muaf tutuldu…
“Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği”, şimdi 5 kıtada faaliyet yürütüyor, katrilyonlara hükmediyor.
Gazeteyi çıkaran Alkım Yayınevi’nin sahibi Savaş-Başer Arslan kardeşler,
Brüksel’deki büroları kanalıyla Avrupa Birliği’yle de ilişkiye geçtiler.
Taraf gazetesi’nin satır satır çevirisi yapılıp her gün Avrupa Birliği’nin önüne konuluyor!

AB, gazetelere doğrudan hibe yapamıyor ama yayınevlerine yapabiliyor.
Alkım Yayınevi’nin, Ahmet Altan’ın “İçimizdeki Bir Yer” adlı romanının, 2004’te AB parasıyla basıldığı belirtiliyor.
1 milyon adet basılıp maliyetinin 4’te biri fiyatına satılan Altan projesi, AB fonlarınca desteklendi.
Gazete bayilerine kadar ulaştırılan kitap için bakkallara bile standlar yerleştirmişti.
Ardından, Alkım yayınları Sabah Gazetesi’yle işbirliği yaparak Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yüz Temel Eser’i basmıştı.

AB ile kurulan bu köklü ilişkilerin, bugün para kanallarının çeşitlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor.

Taraf’ın tanıtım ilanları da Fethullahçı Zaman gazetesi tarafından yayımlandı.
Hem Zaman, hem Fethullah Gülen’in diğer yayın organı Aksiyon, Ahmet Altan ve Yasemin çongar röportajlarıyla gazetenin tanıtımını yaptı.
Taraf’ın iki de transferi var Zaman’dan. Biri, bildiğiniz Etyen Mahçupyan, öbürü Gülen bursuyla Amerika’da eğitim gören Leyla İpekçi.


Yıllar önce 1500 Şehit verdiğimiz de oldu!
Sonra mı ne oldu?
– Yıl 2001, Şehit abilerimin sayısı 10’a düşmüştü.. Pkk denilen terör örgütü, Abdullah Öcalan’ın da yakalanmasından sonra ağır darbeler almaya başlamıştı.
Peki ya daha sonra?
– 2003 yılı, 31 Şehit…
– 2004 yılı, 75 Şehit…
– 2005 yılı, 105 Şehit..
– 2006 yılı, 111 Şehit..
– 2007 yılı, 146 Şehit..
– 2008 yılı, 177 Şehit..
– 2009 yılı, 80 Şehit..
– 2010 yılı, 106 Şehit….
—VATAN SAĞOLSUN— BENİM DE KANIM, VATANIMA HELAL OLSUN…
Ve yıl 2011, Şehit haberleri duymaya devam ediyoruz..!

Terör örgütünü destekleyen Milletvekilleri (Köpek besleyen tek ülkeyiz..), Diyarbakır’da toplanıyor.. Resmen, Türkiye Cumhuriyeti Devletini tehdit ediyorlar..
Bu tehditlerde bir de Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması taleplerini sürdürmeye devam ediyorlar.. Ve tüm bunlar TÜRKİYE CUMHURİYETİ içinde oluyor..

Ama ben elimde TÜRK BAYRAĞI sokağa çıkıyorum.. Çevreye hiç bir zararım olmadığı halde, polislerin beni koruması gerekirken, BANA BİBER GAZI SIKIYORLAR..

Terör Örgütü eylemlerinde veya yürüyüşlerinde bunu yapamıyorlar! Neden? İlla bizde mi taşlayalım polisi?..

Terörün bitmesi için SINIR ÖTESİ OPERASYON şarttı.. Ama, o da AKP’nin gelmesiyle “BİTTİ”..

 

 


Ülkemiz üzerinde çok ciddi senaryolar, adeta test ediliyor. Bizleri yönetenlerin ise başları hala, son seçim sonucunun sarhoşluğuyla dönmeye devam ediyor. Olaylar karşısında boş sözlerden öteye giden bir davranış ne yazık ki göremedik. Yine 26 vatan evladı şehit edildi, mekânları cennet olsun. Allah ana ve babalarına sabır versin.

Yine boş sözlerle, toplantılarla mı geçiştireceğiz bu acıları? Ağlayan ana ve babalara, nasıl sözler verip bizzat harekete geçilecek de, onların yüreklerine su serpeceğiz? İşte bizler halk olarak, bizleri yönetenlerden boş sözler, oyalamalar değil, soruna çözüm olacak çareler bekliyoruz.

Ramazan ayında vatan evladını şehit edenlere karşı söylenen sözlerin, Ramazandan sonra ne kadar mesnetsiz, dayanaksız, gayri ciddi söylendiğini, toplumu oyalamak adına sarf edilmiş çaresiz sözler olduğunu, bu gün duyduğumuz evlat acılarıyla tekrar anladık. Ülke adına hepimiz yastayız. 

Devleti yönetmek ana şefkati ister. Bizleri yönetenlerden, kendi yakınları için gösterdikleri şefkati ve üzüntüyü, vatan ı beklerken şehit olan vatan evlatları içinde göstermesini beklemek, sanırım hakkımızdır. 

Bizleri yönetenlerin, kendi koltuklarını garantiye almak adına yaptıkları çalışmaların, çabanın küçük bir kısmını, vatanı bölmeye çalışanlara karşı vermedikleri gerçeği, Türk halkını derinden yaralamaktadır. 

AKP ve hükümet hakkında tek kelime yazmayan yanlı ve taraflı basın, başlarını döndüren seçim sonuçları ile adeta rakipsiz meydanlarda gezen pehlivan misali dolaşıyorlar. Ülke adına değil, kendi gelecekleri, düşünceleri ve inançları adına verdikleri çabalar, ülkenin içinde bulunduğu acı gerçeği onlara unutturmuşa benziyor.

Sayın Başbakanım ve Sayın Hükümet yetkilileri, sizlere sesleniyorum. Yeter artık bu sessizlik. Daha ne zamana kadar sabredeceğiz, vatanı bölmeye çalışanların yaptıkları ihanete? Mecliste yanı başınızda, Demokrasinin arkasına saklananları görmüyor musunuz? Eğer görmezden gelmeye devam ederseniz, şunu sakın unutmayınız, her şeyin bir sabrı ve sonu vardır. Herkes de bir gün yaptıklarının hesabını verir, hem Allah a hem de Türk halkına.

Hain dış güçler, ülkemiz için sinsi senaryolarını gerçekleştirmek için, çaba harcıyorlar ve PKK yı maşa olarak kullanıyorlar. Bizlere dost görünen düşman ülkelerin farkına varınız. Ülkemizde yapılan hain saldırıların, onların apaçık elleri ve güdümüyle yapıldığını artık fark ediniz. Yoksa güzelim ülkemiz yara alacak. Bunun farkına varamaz iseniz, tarihe acı sayfalar olarak geçeceğinizi unutmayınız. Bunu tam tersine çevirmekte elinizde, lütfen bu şansınızı iyi kullanınız.

Lütfen inadı bırakın ve derhal sıkıyönetim ilan ediniz, hem de gerekirse tüm ülke çapında. Hainler içimizde dolaşıyor her yerde. Bırakın asker, polis el birliğiyle onların anlayacağı dilden konuşsunlar. İçimizdeki hainleri tek tek temizlesinler. Sizden bunu Türk halkı olarak bekliyoruz. Lütfen yine toplumu boş sözlerle oyalamayınız. 

Gün birlik ve beraberlik günüdür. Gün siyasi çekişmelerinin, gelecek menfaat çatışmalarının bırakıldığı, bir yumruk olma günüdür. Gelin şehit anaların yüreklerine su serpelim ve yapılması gerekenleri, alınması gereken kararları korkmadan biran evvel alalım.

Bizim sizden beklediğimiz, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü sağlamak adına adımlar atmanızdır. Eğer tüm bunları yapmaz ve yine toplumu boş vaatlerle, sözlerle avutursanız, şunu sakın unutmayınız, milyonlarca insan sizlere hakkını asla helal etmeyecektir.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
Dünyagündemi.net

(Alıntıdır..)


Sihir Bozuldu
Bülent ESİNOĞLU
Yaşı altmışın üzerinde olanlar iyi hatırlayacaklardır. 1960-1970’li yıllarda, dönemin gençleri, yaşadığımız düzeni ve olayları anlamak adına çok okurlardı.
Okuduğunu hayata ve eylemlere uygulamaya çalışırlardı. Gençlik liderleri de hep bu çok okuyan gençlerden çıkardı.
Amerika, ilk planda, halka önderlik etme ve yönlendirme konumunda olanları ele aldı.
Bir taraftan düzeni dönüştürmek adına, provokasyonlar sürdürülürken, öte yandan, yazan çizen, okuyan solcu kesim için plan ve programlar yapılıyordu.
Bunları etkilemek için sol görünümlü yayın organlarına destek verildi. Sürekli sol gösterip sağ vurmuşlardı.
Uygulanan planlar sonuç verdi. Eylem temelinde sol denetim altına alınmıştı. Sol denetim altına alınmış, ancak arkadan gelen solcular bitmiyordu.
Sol düşünce fikri ve teorik temel de saptırılmalıydı ki, arkadan gelen sol neslin önüne geçebilsinler.
Radikal Gazetesi ve benzerleri gazeteler peyda oldu. Solculara dönükmüş gibi görünen bu gazeteler, okumayan sahte solcuları, solcu olmayan ama kendini solcu sananlar tarafından okunur oldu.
Bu gazetelerin ideolojisi, emperyalizmin hizmetinde olduğu için okuyanlar da sonunda solculuktan çıktı. Liberal oldu.
Radikal ve ona bezeyen gazeteler gittikçe tiraj kaybeder oldu.
Bu tür gazete ve yayın organlarının itibar kaybetmesini kendimce şöyle açıklıyorum.
Bilinçsiz ve okumayan solcular liberalleştikçe, bu tür gazetelerin işlevi bitmiş oluyor.
Bu durum solcuların bittiği anlamına gelmiyor. Emperyalizm hangi planı uygularsa uygulasın, sömürü ve yoksulluk olduğu sürece solcu olacaktır.
Artık, dünya bir gerçeği çok iyi anlamıştır. Amerika ve Avrupa emperyalist ülkelerdir. Emperyalizme karşı savaşılmadan, vatanın bağımsızlığı elde edilmeden, ülke için hak, adalet, işsizlik, iktidar, emek sermaye çelişkisi gibi sorunlar çözüm yoluna girmez.
Antiemperyalist mücadele yükseltilmeden, sınıf mücadelesi yükseltilemez. Hiçbir gerici düşünce ve onun iktidarı kendiliğinden tarih sahnesinden çekilmez. Ta ki onu tavsiye edecek kuvvet onu tarih sahnesinden silene kadar.
Döneklikte köktencilik de (Radikal Dönek) şu yazdığım satırların sonucudur.
Özetle milli mücadele olmadan, sınıf mücadelesi yürümez.
Emperyalist rantlardan pay alan sendikalı işçiler ile devrim olmaz.
Emperyalizmin belirlediği düzen içinde ücret mücadelesi, emperyalizme karşı mücadele değildir.
Bu anlamda, yeni bir saptırmaya dikkat çekelim.
Çatı Partisi çalışmaları, solu PKK’nın kuyruğuna takma işidir. Solu antiemperyalist mücadeleden çekip, etnik temelde siyaset yaptırma işidir.
Antiemperyalist mücadelenin içinde olmayanlar, kendilerini solcu olarak tanımlasalar bile solcu olamazlar.
Bir sözümüzde kapitalizme olsun. Kapitalizm kendisini düşmez kalkmaz, yanılmaz, yenilmez, karşı konulmaz Allah olarak tanımlıyordu.
Gerçek görünmeye başladı ve sihir bozuldu.
18.10.2011, bulentesinoglu@gmail.com

 

Alıntıdır..


Grup Yorum’un üyesi Fatma Doğan’a muhbirlik teklifi yapıldığını iddia ederek polisi protesto etti.

solkursun.wordpress.comsolkursun.wordpress.com

Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü binası önünde saat 13.00’de toplanan “Muhbirlik şerefsizliktir” yazılı dev bir pankart açan eylemciler, “Türkülerimiz kazanacak” ve “Türküler susmaz halaylar sürer” şeklinde slogan attı.

Katılımcılar, Grup Yorum’un üyelerinden Fatma Doğan’a 2 po…lis tarafından muhbirlik teklifi yapıldığını ve bunu yapmaması karşılığında ailesinin sıkıntı yaşayacağının söylendiğini belirterek, emniyet yetkililerini protesto etti.

İddiaların muhatabı Fatma Doğan yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“21 Eylül’de telefona mesaj geldi. ’Sana yardım etmek istiyoruz’ diye. Bir şekilde Bayrampaşa’da benimle görüştüler. Açıktan açığa işbirliği teklif ettiler. Ellerinde fotoğraflarım vardı. Demokratik eylemlere katıldığım fotoğraflardı. 30 bin kişinin katıldığı 1 Mayıs fotoğraflarıydı. Bunun suç olduğunu, bunlarla neler yapabileceklerini söylediler bana. Belgelerle gelmişlerdi. Biz ilk defa karşılaşmıyoruz bunlarla. Bunları bilerek bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Evet bu suçsa, ben bunu her zaman yapacağım. Öğrencisi olduğum Grup Yorum korosu, 26 yıldır adaletsizliğe karşı mücadele veren bir grup, Bu şekilde korkutamazlar, sindiremezler.Yaptığım şeylerle gurur duyuyorum. Onur duyuyorum.”

Grup Yorum adına açıklama yapan vokalist İbrahim Gökçek de şöyle konuştu:

“Polisin yeni yöntemi, çevremizdeki arkadaşlarımıza, dostlarımıza, öğrencilerimize giderek onları tehditle bizden uzaklaştırmak ve bizi tecrit etmektir. Ve yine bu kişiler içinden muhbirler çıkarmaya çalışmaktır. İşbirlikçilik, muhbirlik, dünyanın gelmiş geçmiş en onursuz, en haysiyetsiz işidir. Böyle alçak kişiliklerden ancak böyle bir düzen medet umabilir. Fatma da bu onursuzluğu elinin tersiyle itmiştir. Bundan sonra Fatma’nın ya da yakınlarının başına gelebilecek her şeyden İstanbul Emniyeti sorumludur. Sizin işbirlikçi teklifleriniz bizim koca devrim düşümüz karşısında bir hiçtir.”

Grup Yorum üyeleri söyledikleri türküyle gösteriyi sonlandırdı.

RADİKAL


Onlar sigara paketlerinin üzerine caydırıcı resimler koyuyorlar.

  • Neden Mcdonalds paketlerinin üzerine açlık çeken çocukların resmini koymuyorlar?
  • Neden içki şişelerinin üstüne sarhoş sürücülerin resmini koymuyorlar?
  • Neden kozmetik ürünlerine nesli tükenen canlıların resmini koymuyorlar.?
  • Neden vergi zarflarının üstünde hırsızlık yapıp paramızla zengin olan politikacıların yada yatırım dehası çocuklarının fotoğrafları yok.?

%100’ünüz buna katılıyordur ama iddiaya varım %99’unuz bunu YAYINLAMAYACAK..


Arkadaş!
Ya ben neler yazıyorum ki böyle? 😀
-“Yazdıklarından dolayı yakında seni içeri alırlar..” diyorlar.
+ GÖTÜMLE GÜLÜYORUM 😀 :D..

 

++++ ŞERİATÇILARA BİR YAZIM VAR: https://solkursun.wordpress.com/2011/09/11/seriatcilar-siktirin-gidin-irana/ Okumalısınız !


MİT-PKK arasında Oslo’da yapıldığı öne sürülen görüşme sırasında, Genelkurmay Başkanı olan emekli Orgeneral İlker Başbuğ kaleme aldığı “Terör Örgütlerinin Sonu” kitabında, terör örgütleriyle hükümetler arasında yapılan görüşmelere ilişkin çarpıcı bilgilere yer veriyor. Başbuğ, “Görüşmelerin, toplum tarafından iyi karşılanmayacağını düşünen hükümetler, görüşmeleri bazen doğrudan özellikle istihbarat örgütleri üzerinden yürütürken böyle bir şeyin olmadığını açıklamayı, bazıları da görüşmeleri dolaylı olarak üçüncü tarafın üzerinden yürütmeyi tercih etmektedirler” diye yazıyor.

Başbuğ kitabında Eylül 2010’da Audrey Cronin tarafından yazılan “Terör Nasıl Sona Erer” başlıklı kitabında yer alan istatistiksel verilere de yer veriyor. Cronin’in 455 terör örgütü üzerinde yaptığı çalışmada ulaşılan sonuçlarla ilgili bilgilere yer verilirken, “Örgütlerin sadece yüzde 18’i görüşme sürecinin başlamasını istemiştir. Terör örgütleri ile yürütülen görüşmelerin, başarısızlıkla sonuçlanma ihtimali ise oldukça düşüktür, yüzde 10 civarında” deniliyor. Başbuğ’un Mayıs 2011’de Remzi Kitabevi tarafından basılan kitabında Cronin’in kitabına atfen verilen bilgiler özetle şöyle:

• Terör örgütlerinin varoluş süreleriyle, görüşmeleri kabul etmesi arasında bir ilişki vardır. 10 yaşın altındaki terör örgütleri görüşmelere olumsuz bakarken, 20 yaşın üstündeki örgütlerin görüşmelere yaklaşımı olumlu oluyor. İstatistikler, genel olarak 5 terörist örgütten birinin görüşmeleri kabul ettiğini gösteriyor.

• Terör örgütlerinin yaklaşık yüzde 18’i görüşmeleri kabul etmiştir. 455 örgütten 81’i görüşmelere katılmıştır. 81 görüşmeden, 24’ünde çözüme ulaşılmış, 22’sinde stabil durum ortaya çıkmış, 26 durumda terör devam etmiş, 9 görüşme ise tamamlanamamıştır.

• Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanma ihtimalinin yüzde 10 civarında olması, devam eden görüşmelerin başarılı olarak sonuçlandığı anlamına da gelmemektedir. Görüşmelere devam eden örgütlerin yarısına yakınının ise, düşük yoğunlukta ve şiddette de olsa, terör eylemlerine devam ettiği de ulaşılan diğer bir sonuçtur.

Kaynak: