Oportünizm çeşitli kılıklara bürünerek sosyalist hareket içinde ortaya çıkar.
Oportünizmin kılığını o ülkenin ekonomik ve sosyal bünyesi, gelişme derecesi -gelişme derecesiyle kopmaz bağları olan- proletaryanın politik bilinç ve örgütlenme düzeyi, dolayısıyla ülkenin içinde bulunduğu devrim aşamasının niteliği belirler.
Kısaca özetlenirse, ülkedeki hakim ve tali çelişkilere göre oportünizm biçimlenir, kılık kıyafetini ayarlar.
Sosyalizme geçmiş olan bir ülkede antagonist çelişkiler uzlaşmaz çıkar çelişkileri geniş ölçüde çözümlenmiş olacağı için, çelişkilerinin niteliği antagonist olmayan, sınıflı topluma özgü olmayan “uzlaşabilir” çelişkiler biçimindedir. Burada oportünizmin amacı “uzlaşabilir çıkar çelişkilerini“, “uzlaşmaz çıkar çelişkileri” haline getirmektir. Bunu başarmak için de sinsi girişimlerde bulunur, sürekli pusuda uygun ortam bekler.
Sosyalist olmayan ülkelerde ise oportünizm mücadelenin içinde bulunduğu aşamalara göre değişik giysiler ile karşımıza çıkar.
Sanayi devrimini tamamlamış, politik bilinci gelişmiş çok güçlü proletarya sınıfına sahip bir ülkede oportünizm, karşı güçleri büyütmek, kendi olanak ve gereçlerini olduğundan daha aşağıda değerlendirerek, vurulması gereken yerde vurmamak, beklemektir. Burjuva parlamentarizminin devamlı bir denge unsuru olmaktır.
Bizim gibi milli demokratik devrim aşaması içinde bulunan yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülkede ise oportünizm ya “devrim düz bir hat izlemek zorundadır“, diyerek yanına alabileceği, tarafsızlaştırabileceği güçleri karşıya iter, temel çelişki-tali çelişki ayrımını gözden uzak tutar veya tali çelişkiyi temel çelişki kabul eder. İşçi sınıfı ile çelişkisi olan tüm sınıf ve tabakalara karşı, bir kördöğüşüne kalkar: Mao-Tse-Tung’un deyişi ile “balığı derin sulara, serçeleri de sık ağaçlıklara sürdüğü gibi, o, milyonlarca kişiyi milyonlar üstüne ve kudretli bir orduyu düşmanın üzerine sürerek kırdırır ki, düşman şüphesiz bunu alkışlar.” Ya da belli bir süre için bile olsa, işçi sınıfına politik bilinç verme ve örgütlendirme sorunlarını ihmal eder, gereken gayreti göstermez veya geçici güçlüklerin yanlış bir analiziyle, korku vs. nedeni ile karşı-devrim saflarını olduğundan güçlü, kendi güçlerini olduğundan zayıf değerlendirerek milli kurtuluş mücadelesinde pasif kalır veyahut milli kurtuluş mücadelesinde millici sınıflarla olan tali çelişkisini unutarak onları denetim altında tutmaz.
Bazen iki tip oportünizm ülkemizde olduğu gibi içiçe girer. Sosyalist olduğunu söyleyen bir hizip, aynı anda hem sol, hem de sağ oportünizm içinde olabilir.
Kabaca -ana hatları ile- gelişmiş kapitalist, sosyalist ve geri kalmış ülkelerdeki devrim süreci içindeki oportünizmin belirgin niteliklerini belirttikten sonra, gelelim oportünizmin genel, değişmez kârakterine; hangi devrim sürecinde olursa olsun, hangi kılığa bürünürse bürünsün oportünizmin değişmez özelliği ideolojik mücadeleden kaçmaktır. Oportünizmin panzehiri ideolojik mücadeledir. Oportünizm proleter devrimcilerin karşısına hiçbir zaman açıkça çıkamaz.
T.İ.P. Ereğli ve Zonguldak ilindeki olgular bunun pratikte açık kanıtlarıdır.[1]

9 HAZİRAN, EREĞLİ TİP TEŞKİLATI

Bay Aren, Fatma Hikmet İşmen ile ilçe teşkilatında; işçi omuzdaşlarımıza Türkiye sosyalizminin (siz oportünizminin anlayın) sorunlarını anlatıyor:

      “Biz proletaryanın öncülüğünde sosyalist devrimi savunuyoruz. Onlar ise küçük burjuva reformistleri olan asker ve sivil bürokrasinin öncülüğünde demokratik devrimi savunuyorlar… Türkiye demokratik devrimi geniş ölçüde tamamlanmıştır. (1923) Bu nedenle önümüzdeki aşama sosyalist devrim aşamasıdır… Emperyalizm ülkemizde daha ziyade askeri niteliktedir ve bizim kavgamız sosyalist yani anti-emperyalist anti feodal ve anti-kapitalist bir mücadeledir. Eğer söyledikleri gibi emperyalizme karşı olan küçük burjuvalar varsa, sosyalist mücadele anti-emperyalist ve anti-feodal mücadeleyi içerdiği içîn bizim yanımıza gelerek mücadeleye katılırlar:.. ‘Demokratik Devrimi Lenin otokrasiye karşı Rusya’da savunmuştur. 8 Saatlik iş saati vs. için. Türkiye’de otokrasi mi var? Türkiye’de demokrasi vardır.” -Filipin tipi, diye bağıran bir arkadaşımıza-, “Olsun, demokrasi değil mi?” demiştir…

  

      “Ayrıca sosyalist devrim ile demokratik devrim aşamalarının birbirine karıştığı tarihin birçok dönemlerinde görülmüştür, bunun böyle olması doğaldır…

”  

      “6. Filo’ya karşı meşhur Kanlı Pazar’da anti-emperyalist sloganlar örneğin Kahrolsun Amerika vs. gibi sloganlar, Toprak Köylünün Fabrika İşçinin gibi sosyalist(!) bir sloganın yanında sönük kalmıştır. Bu da pratikte, içinde bulunduğumuz devrimci aşamanın sosyalist aşama olduğunun kanıtıdır

.”      İşte, TİP’nin Anadolu teşkilatlarına Türkiye’deki devrim stratejisi böyle anlatılıyor, oportünizm tarafından… “TÜRK SOLU” parti teşkilatlarına oportünist parti yöneticileri tarafından sokulmadığından biz proleter sosyalistleri, partili kardeşlerimize küçük burjuva ajanları diye tanıtılıyoruz.
Tabii, hemen müdahale ettik, Ereğlili birkaç devrimci arkadaşla birlikte Sadun Aren’in konuşmasına. Milli demokratik devrimin, proletaryanın öncülüğünde, diğer devrimci sınıf ve tabakalarla birlikte başarıya ulaştırılabilecek bir devrim olduğunu, demokratik devrimin marksizmin zorunlu bir aşaması olduğunu,  milli demokratik devrimin yarı sömürge, yan feodal ülkeler için geçilmesi gerekli aşamayı oluşturduğunu ve 3. Enternasyonal’in (Lenin ve Stalin’in katıldığı en devrimci enternasyonal) kararı ve Mao Tse-Tung’un işlediği bir tez olduğunu ve Türkiye’de hiçbir proleter sosyalistinin küçük burjuva bürokrasisine öncülük tanımadığını, milli demokratik devrimin öncüsünün proletarya olduğunu, ancak bu öncülüğün a priori, durağan bir biçimde değil, hareket içinde elde edilebileceğini söyledik.
Sadun Aren’in gerçekleri tahrif edip, söylenmemiş sözleri söylenmiş gibi anlattığını, YALAN söylediğini ve yarı sömürge yarı feodal bir ülkede, bir ileri aşamanın devrimini, yani sosyalist devrimi savunmanın, sosyalizme ihanet ve milli cepheyi böldüğü için Amerikan emperyalizmine hizmetten başka bir şey olmadığını, nedenlerini açık bir biçimde ortaya koyarak, diğer ülkelerin devrimlerinden örnekler verip, kısaca izah ettik.
Odaya girdiğimizde hayretlerini gizlemeyerek ve burada ne aradığımızı sorarak bu karşılaşmadan müthiş sıkılmış görünen (emperyalizme hizmetten dolayı FKF’den atılmasını önerenlerden olduğumuz için) Aren’i bu, köşeye sıkışmış durumdan Senato’daki sosyalizmin (!) sesi olan Bayan Fatma Hikmet İşmen kurtardı. Teorik sorunlar üzerinde konuşmaktan hoşlanmadığı halinden açıkça belli olan, tartışmalara yalnız bir kere karışarak, prekapitalist dönem ilişkileri içindeki “Doğu Anadolu’da demokratik devrim şiarı tutmaz. Çünkü Amerika ile bir çelişkisi yoktur doğu halkının; bu nedenle anti-emperyalist sloganlar işe yaramaz” diyerek sosyalizmi ne kadar bildiğini (!) gösteren Senatör Fatma Hanım birdenbire rahatsızlandı -sağına soluna ağrılar girdi.- Biran önce Ankara’ya gidip istirahat etmesi gerektiğini, arabayı kendisinin kullandığı için çok yorgun düştüğünü, bu. nedenle hemen kalkmalarının gerektiğini söyledi. İşçi omuzdaşlarımız Bay Aren’nin renkten renge girmesi ve bizim sözlerimize karşı sağlam bir şey söyleyememesi, kemkümleri karşısında sinirlenerek, “Bize şimdiye kadar yanlış şeyler söylediler demokratik devrimi savunanlar hakkında, oysa gerçek öyle değilmiş, bu nedenle bu sorunun açıklığa kavuşması gerekir” diyerek, derhal itiraz ettiler bu kaçışa. Fakat Fatma Hanım tutturmuştu bir kere “gideceğim ben” diye. Bay Aren de Fatma Hanıma tabi olduğunu, bu nedenle kendisinin de Fatma Hanımla birlikte gitmesi gerektiğini söyledi. Partili arkadaşlar direndiler bu kaçışı önlemek için. Bizim ve diğer partili omuzdaşlarımızın direnmeleri karşısında ileri bir tarihte -5 Temmuz kararlaştırıldı- geleceğine dair söz verdi, Sadun Aren. Ve neşesi tekrar gelen Fatma Hanımla birlikte partiyi acele terkettiler.
Biz Sadun Aren’in diğer söylediklerine ilişkin, partiyi terketmesi nedeni ile kendisine yöneltemediğimiz eleştirilerimizi işçi arkadaşlarımıza anlatarak, partide sohbetimize devam ettik. Bay Aren’in sosyalist slogan diye öne sürdüğü “Toprak Köylünün, Fabrika İşçinin” sloganının yanlış olduğunu, ayrı iki devrim aşamasının sloganlarının birbirine karıştırıldığını, ayrıca bir bölgedeki fabrikanın bizatihi o bölgedeki işçilerin değil, işçilerin devletine ait olduğunu ve bu şiarın olsa olsa işçinin devletinin kurulması aşamasının (sosyalist aşamanın) bir şiarı olabileceğini, toprak köylünün şiarının ise sosyalist değil demokratik devrimin şiarı olduğunu söyledik.
Proletaryanın öncülüğünde, -feodal unsurlar hariç- köylünün bütünü ile sosyalizmi kurmayı amaç edinenlere, marksist literatürde küçük burjuva sosyalistleri dendiğini, biz proleter sosyalistlerin, feodal unsurlar hariç, köylünün bütünü ile beraber yürüdüğümüz sürece önümüzdeki devrimin demokratik devrim olduğunu, ancak bu aşama geçildikten sonra proletarya, yarı proletarya ve yoksul köylü ittifakı ile sosyalizmi kurmanın mücadelesinin yapılmasının mümkün olacağını ve de partimizin bugünkü programının eksik bir demokratik devrim programını (asgari programımız) oluşturduğunu, asıl hedefin, proletarya sosyalizmini kurmak (azami program) olduğunu detaylı biçimde anlattık.
Aren’in, “mademki anti-emperyalist küçük burjuvalar varmış, gelirler bize katılırlar. Çünkü sosyalist mücadele anti-emperyalizmi de içermektedir” sözünün sosyalizmin bilimine aykırı ve yanlış bir söz olduğunu, bir kere küçük burjuvazinin sosyalizm için mücadele etmeyeceğini, çıkarları milli demokratik devrimde olduğu için, demokratik devrim mücadelesine katılabileceğini, katılmasının da bize ilhak demek olmadığını, her sınıf kendi sınıf iktidarı için mücadele edeceğinden bağımsız bir güç halinde, bağımsız örgütleriyle ortak hedef için yanımızda yer alacağını, ikinci olarak küçük burjuvaziyi homojen kabul etmemek gerektiğini, milli demokratik devrim mücadelesine karşı alacakları tavırların ekonomik durumlarına göre kuşkulu, tarafsız ve yandaş olmak üzere üç ayrı biçimde olduğunu, ancak demokratik devrim kavgasının en üst aşamasında kuşkulu olanların bile bu mücadeleye katılabileceğini belirttik.
Bu iki devrim aşamasının unsurlarının birbirine pekala karışabileceğini İki Taktik‘ten (say.87) bölüm “… ama bu iki devrimin kısmi unsurlarının tarihte birbirine karıştığını inkar edebilir miyiz? Batı Avrupa, demokratik devrimler döneminde çeşitli sosyalist hareketler, çeşitli sosyalist girişimler tanımadı mı?” okuyarak oportünizmini Lenin’le kanıtlamaya cüret etmiş olan Aren in bu tahrifatına karşılık, biz de, “Evet, tarih bu iki devrimin unsurlarının birbirine karıştırılmasına sahne olmuştur, ama böyle bir stratejinin başarısına değil, bozgununa sahne olmuştur” diyerek, Lenin’in “İki Taktik“te (say. 82) bunu açıkça belirttiğini -say. 82’den bir paragraf okuyarak- “Tarihin … demokratik devrimler ile sosyalist devrimler unsurlarını ayırdedemeyen, cumhuriyet uğruna mücadele ile sosyalizm uğruna mücadeleyi birbirine karıştıran ve Fransa Merkez Bankasına (Banque’de France’a) el koyma vb. hatasını işleyen bir işçi hükümetini kaydettiğidir.” anlattık.
Bütün bu konuşmalar süresi içinde işçi arkadaşlarla iyice kaynaştık. Ve omuzdaşlarla uzun süren bir sohbetten sonra 5 Temmuz’da görüşmek üzere ayrıldık. Ayrılırken de 5 Temmuz’da Aren’in gelmeyeceğini, çünkü oportünizmin temel niteliğinin ideolojik mücadeleden kaçmak olduğunu söylemeyi de ihmal etmedik.[2]

5 TEMMUZ ZONGULDAK[3]
Ereğli’de söylediğimiz doğru çıkmıştı. Bay Aren yoktu Zonguldak’ta. Ereğli İlçe Başkanı toplantıyı bildirmesine karşılık, Zonguldak İl Başkanı Ahmet Hamdi Dinler, “haberimiz yok, yoksa Aren üç gün önce gelmişti” dedi, oysa daha önce görüştüğümüz İl Sekreteri ise, “evet, böyle birşeyden haberimiz var, fakat biz gerekli görmedik” diyordu.
Kısacası, Aren’in kaçışını partili arkadaşlardan gizlemek için Arenzadeler birbirleri ile ters sözler söylemek zorunda kalmışlardı.
Ulus orman köyündeki mitingden dönüldüğü için parti biraz kalabalıkça idi -yirmi beş, otuz kişi- Aren oportünizminin temsilcisi olan yönetim kurulunun etkisi altında olan omuzdaşlarımıza gelişimizin nedenini anlattık. TİP içinde Aybar ve Aren’in temsil ettiği oportünist kliklere karşı tavır alan, bunlara karşı parti içinde mücadele açan proleter sosyalistleri olduğumuzu söyledik. Kalabalıktan “Milli Demokratik Devrimciler” vs. sözler kulağımıza geliyordu, bunun üzerine “Milli Demokratik Devrimci” diye bir şeyin olmadığını ancak, yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülkede olduğumuz için, içinde bulunduğumuz aşamanın Milli Demokratik Devrim aşaması olduğunu söyleyen proleter sosyalistlerin var olduğunu, parti içi eğitimin oportünist yönetici klik yüzünden olmadığı ve oportünizmin sürekli tahrifatına maruz kalındığı için parti içinde pek çok yerde ana sorunların yanlış bilindiğini, bu nedenle yapılacak teorik tartışmaların az da olsa, olmayan parti içi eğitimin boşluğunu doldurabileceğini, ters bilinçlenmenin ancak böyle önlenebileceğini söyledik. Ve biz sosyalistlerin ideolojik mücadelede birbirimizi en sert biçimde eleştirerek hırpalayabileceğimizi ve sosyalistler arasında dostluğu, dayanışmayı ve omuzdaşlığı yalnız ve yalnız ideolojik mücadelenin sağlayacağını, ve de sosyalist bir partiyi ayakta tutan, canlılığını devam ettiren mekanizmanın eleştiri – özeleştiri mekanizması olduğunu anlattık.
Bütün bu sözlerimizi İl Başkanı Ahmet Hamdi Dinler, “Evet, haklısınız tüm söylediklerinizde, ancak biz hazır değiliz tartışmaya” sözleri ile yanıtladı.
Bu sözlerin korkunçluğuna bakın! Bir sosyalist, sosyalizm üzerine tartışmaya, konuşmaya hazır değilmiş, daha önceden hazırlanması gerekirmiş!
Evet, bu sözleri sarfeden partinin herhangi bir üyesi ve teorik sorunlar üzerinde ahkam kesmemiş bir kişisi olsa, yine bir dereceye kadar mazur görülebilir. Ama bu, sözlerin sahibi, içinde bulunduğumuz aşama sosyalist devrim aşamasıdır diyen ve biz proleter sosyalistleri likidatörlükle suçlayan, yüzbin küsur işçinin bulunduğu bir sanayi bölgesinde sosyalist bir partinin il başkanıdır. Bu nedenle bir dereceye kadar filan mazur görülemez. Mesleğinin mimarlık olduğunu ve Zonguldak’a arada sırada, önemli zamanlarda -seçim vb.- uğradığını sonradan partili arkadaşlardan öğrendik. Böyle bir başkana sahip olan Zonguldak il teşkilatının hali ise yürekler acısı; Parti, yüzbin küsur sanayi işçisinin bulunduğu bir yerde kendisini tamamen işçilerden tecrit etmiş durumdadır -Özellikle bir tek maden işçisi partide yok-. Ne garip, ne komik ve de ne acıklı ki, böyle bir sanayi bölgesinde partinin faal işçi üyesi 10’u geçmiyor ve yönetim kurulu başkanı İstanbul Gümüşsuyu’nda oturan bir mimar. Başkanın arkadaşları olan, İstanbul ve diğer yerlerden gelen komisyoncu ve mühendis, hanımlı, beyli devamlı gelen bir grup, partiye yaptığı maddi yardımlarla partinin karar mekanizması üzerinde kendi küçük burjuva dünya görüşlerini, değer yargılarını egemen kılmışlardır.
Partili ve FKF’li birkaç devrimci arkadaşla birlikte direnmelerimize ve de diğer üyelerin böyle bir tartışma açılmasını istemelerine karşın, başkan, oportünizmin tüm sorumluluğunu üzerine aldığını söyleyerek konuşmalara son verdi ve parti binasını kapatacağını bildirdi. Ve eğer ertesi gün Zonguldak il toplantısına kalabilseymişiz bu konular konuşulabilirmiş.[4]Ertesi günkü toplantıya kalacağımızı bildirdiğimizde, “bu konu ancak seçimlerden sonra konuşulacaktır” diyerek bir kere daha Zonguldaklı partili omuzdaşlarımızın gözünde rezil olmuştur.
Teorik mücadeleden kaçışın oportünizmin genel karakteri olduğunu, oportünizmin ideologu Bay Aren’in kaçışı ne denli doğalsa, Aren çömezlerinin de kaçışının o denli doğal olduğunu söyleyerek partiden ayrıldık.

6 TEMMUZ ZONGULDAK TOPLANTISI

Zonguldak ilinin faaliyetleri diğer il teşkilatlarından gelenlerle birlikte görüşülecek. Gündemdeki ilk madde Ulus orman köylerine ilişkin. Ulus orman köylerine ilişkin eylemin kritiği yapılırken ortaya çıkan tablo şuydu; Aren oportünizminin kalesi olan Zonguldak teşkilatı, birkaçı hariç, oportünizmin yanlış bilinçlendirmesine maruz kalmış, içtenlikli, iyiniyetli, yiğit, yürekli. fakat sosyalist teoriden habersiz popülist kişilerden oluşmaktadır. Yalnız popülizm değil, sağ-sol sapma ve küçük burjuva sosyalizmi içiçe geçmiş, ortaya hepsinin karışımı garip bir sosyalist (!) teori çıkmıştı. (Öyle ki proletaryanın öncülüğünde köylülerin bütünü ile sosyalizmi kurmayı amaçlamanın küçük burjuva sosyalizmi olduğunu, teorik bilince, ideolojik aydınlığa sahip olmayan işçi kafasının küçük burjuva değer yargıları ile dolu olduğunu söylediğimizde, partili arkadaşlar hayretler içinde kalmışlardır. Böyle olması çok doğal, çünkü oportünizm ancak bu biçimde, sosyalist teoriden habersiz partili arkadaşlarımıza karşı bol bol emekçi dalkavukluğu yaparak sen emekçisin, dolayısıyla sosyalistsin temasını işleyerek, parti içinde yasama ve karar mekanizmasına egemen olabilme olanağına sahip olabilir.
İşte partinin eylemleri de bu teorinin (!) ışığı altında yapılıyor ve değerlendiriliyor. Ulus orman köylerinde yapılan eylem ve yapılan eylemlerin değerlendirilmesi bunun en güzel kanıtıdır: (Bak: Devrimci teori olmadan devrimci eylem olmaz. TÜRK SOLU, sayı 87)
Ulus orman köylerinde, köylülerin hemen hepsinin az da olsa toprakları var. Ve tüketim için üretim yapıyorlar. Yılda 3-5 ay orman işletmesinde kendi araç ve gereçleri, (balta, testere ve tomrukları “ara depo”lara taşımak için gerekli öküz) ile ücretlerinin bir kısmını ayni, diğer kısmını ise nakdi alarak çalışıyorlar.
Köylü, tefeci-bezirgan tarafından iliklerine kadar sömürülmekte ve tefeciye borcu her geçen gün artmaktadır.
Koşulları böyle olan Ulus orman köylerinin üretim ilişkilerinin değerlendirilmesine bakın; Orman İşletmesinde köylüler işçi olarak çalışıyorlar; çünkü ücretlidirler. Ve köylüler yumurtalarını pazara götürdüklerinden dolayı hakim üretim biçimi kapitalist üretim biçimidir. Bu nedenle çelişki bürokrat köylü arasındadır. –Başkan böyle değerlendiriyor.– Diğerleri <i<>emek-sermaye çelişkisi var diyorlar.
Tabii bu nefis değerlendirmeler başta bu eyleme katılan devrimci öğrenci arkadaşlar ve Karabük İlçe Başkanı Halis Özkan ile tarafımızdan, “tefeci bezirgan sermaye“, “işçi“, “tüketim için üretim” kavramları açıklanarak eleştirildi.
Bu eleştirilere karşı komik, gayrı ciddi itirazlar öne sürüldü. Örneğin, “oradaki işçiler mecburen üretim araçlarına sahiptirler, bu nedenle onların işçi nitelikleri değişmez.”
Daha neler neler…
Gündemin ikinci maddesi “Sömürücüye Yumruk” gazetesinin sorunlarına ilişkindi. Gazeteyi çıkartanların niteliklerini, eylemdeki tavırlarını belirttik. Bu nedenle bu keskin sosyalistlerin (!) gazetelerinin de niteliğini artık siz değerlendirin. Bu yüzden gazetenin kapsamı üzerine konuşulanları burada uzun uzun yazmayacağım.
Ancak, Aren oportünist kliğinin genel niteliğini belirleyeceğine ve Aren’in objektif olarak neye hizmet ettiğini çok açık ortaya koyacağına inandığım için, gazeteye ilişkin bir konudaki tartışmayı olduğu gibi nakledeceğim.
“-Gazetede Amerikan emperyalizminden hiç sözedilmiyor. Oysa bilindiği gibi ülkemiz yarı işgal altındadır. Bu nedenle İkinci bir Milli Kurtuluş Savaşı vermemiz gerekiyor. Bu savaşı sonuna kadar götürecek ve diğer anti-emperyalist sınıflara öncülük edecek olan proletaryaya bilinç vermeyi amaç edinen bir gazetede neden Amerikan emperyalizminden hiç bahsedilmiyor” sorumuza verilen cevap;
“-İşçi somut olarak Amerikan emperyalizmini görmüyor , işçi karşısında işvereni görüyor. Örneğin sözleşmeyi hükümet yaptı. Amerikan hükümeti Amerika kıtasından kalkıp Türkiye’ye gelip, bu mukaveleyi mi yaptı? diye düşünür işçi. Ve Amerika nire, Türkiye nire der.”
Bizim cevabımız:
“-Korkunç sözler bunlar. Sizler bilmeyerek emperyalizme hizmet etmektesiniz. Emperyalizm bugün artık bir ülkeye tankları, topları ve askerleri ile girip klasik anlamda işgal etmiyor, yeni sömürgecilik bugün uzmanları, kredileri, barış gönüllüleri, üsleri ile yani kendini gizleyerek bir ülkeyi işgal ediyor. Ve görünüşte yerli, fakat gerçekte emperyalizmin iktidarı ile işgalini sürdürüyor.”
“-Şimdi sorarım sizlere; Amerikan emperyalizmi ile somut gözüken (AP iktidarının aracılığı dışında) hangi sınıf ve tabakaların çelişkisi var?”
“-Birkaç Amerikan işyerinde çalışanların dışında hiçbir sınıf ve tabakanın Amerikan emperyalizmi ile çelişkisi açık, görünür değildir ülkemizde.”
“-AP iktidarı kimin iktidarıdır? AP iktidarı milli bir iktidar mıdır? AP îktidarı Amerikan emperyalizminin ülkedeki uzantısı değil midir?”
“-Halk elbet somut olarak Amerikan emperyalizmini göremez. Somut olarak gördüğü gün emperyalizmin Türkiye’de sonu gelmiş demektir.”
Karşı-devrim yoğun anti-komünist propaganda vb.1eri ile gizlenmiş ve ülkenin iliklerine kadar sızmış, Amerikan emperyalizminin baskısı altında da olan, yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülkede; biz proleter sosyalistlerin acil görevi nedir? Başta proletarya olmak üzere emperyalizmle çelişen diğer bütün sınıf ve tabakalara anti-emperyalist bilinç vererek Amerikan emperyalizmini Türkiye’den atmak değil midir? Amerikan emperyalizminin boyunduruğundan kurtulmadan sosyalist iktidarı kurmak mümkün mü?”
-Ben burada kimsenin bilinçli biçimde emperyalizmin lehine çalıştığına inanmıyorum. Fakat Amerikan emperyalizmini somut olarak göremediği için anlamıyor diyerek Amerikan emperyalizminden hiç bahsetmemek objektif olarak emperya1izme  hizmet etmek demektir.”
Çıt yok. Derin bir sessizlik. En son konuşan Başkan bize  cevap veriyor; “Söylenenler doğru tabi. Ancak biz, işçiye anti-emperyalist bilinci giderek vereceğiz. Önce sınıf bilinci vereceğiz.(!) Sınıf bilinci verdikten sonra Amerikan emperyalizminden sözedeceğiz.”
Ve gündemin maddesi geçiliyor acele olarak.
Ayrılırken FKF’in çıkarttığı “Bağımsız Türkiye” gazetesinden bir miktar yollanırsa, burada dağıtmalarının mümkün olup olmadığını sorduğumuzda, Başkanın cevabı şuydu; “Bağımsız Türkiye gazetesini  şehirde dağıtabiliriz. Fakat fabrikalarda, işçi bölgelerinde dağıtamayız çünkü bu gazete küçük  burjuvaziye bilinç veriyor. Bu konudaki bizim görüşlerimizi biraz önce öğrendiniz.”
“Bağımsız Türkiye” gazetesinin birinci sayısı “Kanlı Pazar”dan, Amerikan emperyalizminin Türkiye’deki durumundan bahsetmekte ve işçisi, köylüsü, memuru, öğrencisi kısaca bütün Türkiye halkını Amerikan emperyalizmine karşı direnmeye çağırıyordu.
İşte niteliği bu olan Bağımsız Türkiye gazetesi yalnız küçük burjuvaziye bilinç veriyormuş (!)
Ne denir, Amerikan emperyalizmi ile çıkarları çelişmeyen ve İkinci Milli Kurtuluş Savaşımızın dışında yer alacak bir işçi sınıfı var sanki. Ve bu beylerin kafasına göre emperyalizm atılmadan sosyalizmi kurmak mümkün galiba (!).
İşte Aren oportünizmi, İşte Bay Aren’in gerçek çehresi!
Bay Aren, keskin sosyalist gözükerek, İkinci Milli Kurtuluş Savaşımızın öncüsü ve en kahraman ordusu olacak olan Türkiye proletaryasını etkilemekle yükümlü partili arkadaşlara uzun bir süre ters bilinç vererek; sanayi bölgelerinde oportünizmin egemen kılınması için yoğun faaliyetlerde bulunarak, Amerikan emperyalizminin teslimiyet politikasını bugüne dek başarı ile yürüttünüz.
Ancak bu düzene başkaldırmış, sosyalist bir Türkiye’nin kurulması için mücadele etmek amacıyla partimizin saflarında yer almış yiğit, yürekli ve coşkulu omuzdaşlarımızı daha ne kadar uyutabileceğinizi düşünüyorsunuz?
Bugün yanlış bilinç verildiği için oportünizmin saflarında yer alan partili omuzdaşlarımızdan korkun. Korkun, çünkü sosyalistler bilinçli hainleri affetmezler. Korkun, çünkü bugün gerçekleri göremedikleri için size alkış tutan nasırlı elleri yarın yakanızda hissedeceksiniz.
Proleter sosyalistleri, bir yandan proleter sosyalist teorinin ışığı altında proletaryaya politik bilinç vererek örgütleyecek, diğer yandan, emperyalizme karşı, sınıf ve tabakaların yanında yer alacaktır.
Bu mücadelede emperyalizm pek çok ajan provokatörlerini saflarımıza sokarak proletaryayı ve partisini yanlış yollara sürüklemeye çalışacaktır.
Fakat perde, proleter sosyalistlerinin zaferi ile kapanacaktır. Bütün bunları yaşayan kişiler olarak göreceğiz. Biz de göreceğiz, siz de.


Dipnotlar
[*] Bu yazı ilk kez 22 Temmuz 1969 tarihinde Türk Solu dergisinin 88. sayısında yayınlanmıştır. 
[1] Zonguldak İl Teşkilatı Aren oportünizminin kalesidir. 
[2] 7 Temmuz Ereğli, “Gelmeyeceği buradaki kaçışından belliydi diyorlar, Ereğlili omuzdaşlarımız.” 
[3] 5 Temmuz’daki toplantı, Ereğli de Aren ile aramda geçen konuşma daha çok kişiyi kapsasın diye, Ereğli yönetim kurulu tarafından Zonguldak’a alınmıştır. Fakat Zonguldak İl Başkanı, herhalde Aren’in istemi ile, bu toplantıyı örtbas etmiştir. 
[4] Ertesi gün gitmemiz gerektiğini bildirmiştik, önceden, fakat, “yarın gitmeseydiniz bu konuyu konuşurduk” demeleri üzerine hareketimizi erteledik.